NobleBlocks

Malatya Fahri Kayahan Health Care Center

Hospital / health systemMalatya, Turkey

Research output, citation impact, and the most-cited recent papers from Malatya Fahri Kayahan Health Care Center (Türkiye). Aggregated across the NobleBlocks index of 300M+ scholarly works.

Total works
29
Citations
111
h-index
5
i10-index
3
Also known as
FAHRİ KAYAHAN AİLE SAĞLIĞI MERKEZİMalatya Fahri Kayahan Health Care Center

Top-cited papers from Malatya Fahri Kayahan Health Care Center

The use of the past by the<i>Alternative for Germany</i>and the<i>Front National</i>: heritage populism,<i>Ostalgia</i>and Jeanne D’Arc
Ayhan Kaya
2021· Journal of Contemporary European Studies40doi:10.1080/14782804.2021.1981835

Right-wing populist parties and their supporters in Europe who are exposed to the ambiguities of the present are more likely to assemble their futures with a retrospective understanding, which essentializes the past, myths, and local history, the repertoire of which is often very rich. Alternative for Germany (AfD) and Front National (FN) are two right-wing populist parties that successfully exploit the past in mainstreaming their political projects. The use of the past provides some disenfranchised individuals with a shield protecting them against the perils of globalisation. Today, the past is being used in different ways, ranging from abuses, lies, and vulgarization to political cultures of regret and sorrow, as in the exploitation of the dissonant past by the AfD, or to right-wing populist recreation of nationalisms and parochialisms, as in the revitalization of the myth of Jeanne D’Arc by the FN. Based on extensive desk research as well as a set of semi-structured interviews conducted with the supporters of the AfD and the FN in 2017 in Dresden (Germany) and Toulon (France), this article demonstrates how the AfD and the FN have utilized heritage populism to appeal to their supporters in remote places who experience socioeconomic, spatial and nostalgic deprivation.

Artificial Intelligence-based Colon Cancer Prediction by Identifying Genomic Biomarkers
Nur Paksoy, Fatma Hilal Yağın
2022· Medical Records18doi:10.37990/medr.1077024

Aim: Colon cancer is the third most common type of cancer worldwide. Because of the poor prognosis and unclear preoperative staging, genetic biomarkers have become more important in the diagnosis and treatment of the disease. In this study, we aimed to determine the biomarker candidate genes for colon cancer and to develop a model that can predict colon cancer based on these genes.Material and Methods: In the study, a dataset containing the expression levels of 2000 genes from 62 different samples (22 healthy and 40 tumor tissues) obtained by the Princeton University Gene Expression Project and shared in the figshare database was used. Data were summarized as mean ± standard deviation. Independent Samples T-Test was used for statistical analysis. The SMOTE method was applied before the feature selection to eliminate the class imbalance problem in the dataset. The 13 most important genes that may be associated with colon cancer were selected with the LASSO feature selection method. Random Forest (RF), Decision Tree (DT), and Gaussian Naive Bayes methods were used in the modeling phase.Results: All 13 genes selected by LASSO had a statistically significant difference between normal and tumor samples. In the model created with RF, all the accuracy, specificity, f1-score, sensitivity, negative and positive predictive values were calculated as 1. The RF method offered the highest performance when compared to DT and Gaussian Naive Bayes.Conclusion: In the study, we identified the genomic biomarkers of colon cancer and classified the disease with a high-performance model. According to our results, it can be recommended to use the LASSO+RF approach when modeling high-dimensional microarray data.

Ankara’da Bir Kadın Doğum Hastanesine Başvuran Gebelerde Sigara Kullanımı ve Sigara Dumanından Pasif Etkilenme Durumlarının Araştırılması
Gamze ERBAŞ, Tijen Şengezer, Uzay Yildirim, Adem Özkara
2020· Konuralp Tıp Dergisi10doi:10.18521/ktd.653859

Amaç: Bu çalışmada Ankara Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne başvuran hamilelerde anne ve bebek sağlığını olumsuz etkileyen, gebelerde sigara içme davranışı ve pasif etkilenme durumlarının araştırılması amaçlanmıştır. ‎Gereç ve Yöntem: Araştırmamız, tanımlayıcı tipte bir çalışma olarak tasarlanmıştır. Çalışmaya Ankara Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne 08.12.2014-01.02.2015 tarihleri arasında başvuran gebeler dâhil edilmiştir. Veriler, görevli doktor tarafından yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak, araştırmacılar tarafından hazırlanan formun doldurulması ile elde edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılanların yaş ortalaması 25,91±5,69 (16-42) olarak bulunmuştur. Katılımcıların 263’ünün (%68,5) daha önce hiç sigara kullanmadığı, 41’inin (%10,7) halen sigara içmekte olduğu, 80’inin (%20,8) ise sigara içmeyi gebe kalmadan önce bıraktığı görülmüştür.47 gebenin (%58,8) günde 10 adetten az, 33 gebenin (%41,3) günde 10 adetten fazla sigara içtiği görülmüştür.Sigarayı bırakan gebelerin tamamı (n=80; %100) hiç bir yöntem kullanmadığını ifade etmiştir.Çalışmaya katılan gebelerin 278’inin (%72,4) sigara dumanından pasif etkilendiği tespit edilmiştir.148 gebenin (%42,3) gebelik kontrollerinde sigara kullanma durumunun hekimler tarafından araştırılmamış olduğu, 314’üne (%89,7) de sigara dumanından pasif etkilenme ile ilgili herhangi bir soru sorulmadığı saptanmıştır. Sonuç: Gebelerde sigara içme ve sigara dumanından pasif etkilenme oranlarının halen yüksek olduğu saptanmıştır. Gebelik takibi sırasında sigara dumanından pasif etkilenme ‎durumunun düzenli olarak sorgulanması gerekmektedir.

Tıp Fakültesi Son Sınıf Öğrencileri ve Tıpta Uzmanlık Öğrencisi Doktorların Adli Raporlar Konusundaki Bilgi ve Tutumları
Vasfiye Demir, Mustafa Korkmaz, Cem Uysal, Pakize Gamze Erten Bucaktepe +2 more
2019· Konuralp Tıp Dergisi8doi:10.18521/ktd.446617

ÖZETAmaç: Ülkemizde hekimlik yapma yetkisine sahip hekimlere, Tababeti Adliye Kanunu’na göre adli olaylarda görev alabilme zorunluluğu; Türk Ceza Kanunu (TCK) 280. Maddesi ile de sağlık personeline adli olguyu bildirim zorunluluğu getirilmiştir. Adli raporlar, adli makamlarca hekimden istenen, kişinin tıbbi durumunun tespit eden ve maruz kalınan travmaya ilişkin adli makamlarca sorulan soruları yanıtlayan, hekim görüş ve kanaatini bildiren belgeleri kapsamaktadır. Bu araştırmada Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi son sınıf öğrencileri (intörn doktor) ve Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde uzmanlık eğitimi almakta olan asistan hekimlerin adli raporlar konusundaki bilgi, tutum ve düşüncelerinin ortaya konması amaçlanmıştır.Yöntem: Kesitsel ve tanımlayıcı tipte olan bu çalışmanın evrenini Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi son sınıf öğrencileri ve Dicle Üniversitesi Hastanesinde uzmanlık eğitimi almakta olan asistan doktorlar oluşturmuştur. Çalışmada veri toplama aracı olarak anket kullanılmıştır. Anket formu sosyodemografik özelliklerin sorgulandığı sekiz ve adli raporlar konusunda bilgi, tutum ve düşüncelerin değerlendirildiği çoktan seçmeli 20 sorudan oluşturulmuştur. Araştırma verilerimizin istatistiksel değerlendirmesinde SPSS 22.0 paket programı kullanılmıştır.Bulgular: Çalışmaya katılanların 175’i (%65) asistan hekim, 94’ü (%35) ise intörn doktordur. Asistan ve intörn doktorların yaş ortalamaları sırası ile 29,4±3,83 yıl ve 24,7±1,62 yıl idi. Asistan ve intörn doktorların sırasıyla 120’si (%69) ve 65’i (%69,1) erkek olup, 54’ü (%31) ve 29’u (%30,9) kadın idi. Katılımcılara adli tıp konusunda kendilerini yeterli görüp görmedikleri sorulmuş; asistan hekim ve intörn doktorların sırasıyla 115’i (%65,7) ve 83’ü (%88,3) yetersiz gördüğünü belirtmiştir. Katılımcılardan asistan hekimlerin ve intörn doktorların sırasıyla 59’u (%33,7) ve 69’u (%73,4) verecekleri adli raporların yargıdaki etkilerini bilmediğini, 39’u (%22,3) ve 2’si (%2,1) bildiğini, 77’si (%44) ve 23’ü (%24,5) ise kısmen bildiğini söylemiştir. Geçici Raporun geçerlilik süresi sorgulanmış, asistan hekimlerin 45’i (%25,7), intörn doktorların ise 66’sı (%70,2) geçici raporu ilk defa duyduğunu söylemiştir.Sonuç: Mahkemelerin verdiği karar ve cezaları adli raporların sonuçları etkilemekte olup, hatalı ya da eksik verilen adli raporlar muayene edilen kişiyi ya da sanığı mağdur edebilmekte, hekimi hukuki ve cezai sorumlulukların altına sokabilmekte, adli makamların iş yükünü arttırarak adli yargı sürecinin uzamasına ve yargının yanlış tecellisine neden olabilmektedir. Bu nedenle gerek hekimlerin gerekse hekim adaylarının adli raporların usulüne uygun ve doğru doldurulması konusunda yeterince bilgi sahibi olmaları, adli raporların kendilerine yükledikleri hukuki sorumluluğun ve yargıdaki etkilerini bilmeleri son derece önemlidir. Şüphesiz bu sorunların çözülmesinin en önemli yolu eğitimdir. Bu nedenle, mezuniyet öncesi adli tıp eğitimleri iyileştirilmeli, mezuniyet sonrasında iller düzeyinde sürekli ve düzenli eğitimler olmalı, adli rapor yazımında kılavuzlardan faydalanılmalıdır.

THE IMPORTANCE OF THE MEDICINAL PLANT NASTURTIUM OFFICINALE L. IN THE ANTICANCER ACTIVITY RESEARCH
Erkan YALÇINKAYA, Serdar ÖZGÜÇ, Yusuf Orçun TÖRER, Ulvi Zeybek
2019· Health Sciences Quarterly5doi:10.26900/jsp.3.016

Cancer is known as one of the main cause of deathworldwide. It is difficult to discover nove lagents that selectively kill tumor cels or inhibit their proliferation without general toxicity. Searching for more active, more selective and less toxic compounds are the main targets of cancer researchs. Nasturtium officinale L. has been used for a long time as a food and medicinal plant widely distrubuted areas of world for ages.Main therapeutic effect of plant is because of rich essential nutrients as well as non-essential health-promoting phytochemicals phenolics and glucosinolates. The plant has antiviral, antiinflammatory,diuretic, expectorant, anti-diabetic, hepatoprotective, antihyperlipidemic and anticancer properties. The aim of this study is to review the Nasturtium officinale L. compounds and search for their effects against various cancer cell lines.

Doğum Sonrası Psikoz
Özgür Erdem
2014· Konuralp Tıp Dergisi5doi:10.18521/ktd.88251

Postpartum psychosis is the one of the most severe psychiatric disorder that can be seen during postpartum period. It can be seen between 0.10.2 % ratios at postpartum period. It is generally seen in the first two weeks after delivery but in almost 80% of the cases can also be seen until the end of the first month. Risk increases for those who have a positive family history of psychiatric disorder. It is seen more often in primipars, young and those who have psychological disorder history before delivery. Abrupt decrease of serum concentrations of estrogen and progesterone after delivery is suggested in its etiology. Early symptoms of postpartum psychosis may be insomnia and fatigue. The patient may give harm to her baby or herself if develops psychotic features including delusions or hallucinations. Suicidal ideas and suicide attempts may be more prominent than they occur in postpartum depression. It should be treated immediately and effectively due to suicide or homicide risks. If it can not be treated with antipsychotic drugs then electroconvulsive therapy (EKT) can be an alternative treatment option. Ninety-five percent of the treated patients with postpartum psychosis recover usually in 2-3 months period. Health workers practicing in first step can play important roles in detection and early management of patients with postpartum psychosis

Bupropion HCI Yavaş Salınımlı Formuna Bağlı Jeneralize Tonik Klonik Nöbet
Erhan Dedeoğlu, Başak Bayram, Ali Ufuk Kızıler, Berrin Dedeoğlu
2011· Klinik Psikofarmakoloji Bülteni-Bulletin of Clinical Psychopharmacology4doi:10.5455/bcp.20111001111239

ÖZETBupropion Hidroklorid (HCI), hızlı salınımlı (IR), sürekli salınımlı (SR) ve yavaş salınımlı (ER) olmak üzere üç farklı formu bulunmaktadır. Bupropion HCI'in özellikle sürekli ve hızlı salınımlı formlarının nöbeti tetiklediği bildirilmiştir. Yavaş salınımlı formunun nöbeti tetiklediği ise literatürde oldukça nadir olarak bildirilmiştir (1). Bu olgu sunumunda, bupropion'un yavaş salınımlı formunu kullanan ve acil servise jeneralize tonik klonik nöbetle gelen 37 yaşındaki bayan hasta tartışılmıştır. Daha önce epilepsi tanısı olmayan ve ilk nöbetle hastaneye başvuran hastaların değerlendirilmesi sırasında diğer nedenler araştırılırken, antidepressan ilaçların da sorgulanması gerekmektedir.

Bir Kamu Hastanesinde Acil Servis Başvurularının Uygunluğunun Değerlendirilmesi: Sakarya İli Örneği
Ömer ÇOPUR, Gürkan MURATDAĞI, Yusuf Yürümez, Hasan Çetin Ekerbiçer
2022· Online Türk Sağlık Bilimleri Dergisi2doi:10.26453/otjhs.1068046

Amaç: Uygun olmayan acil servis başvuruları, sağlık teşkilatlarımızın yaşadığı sorunlardan bir tanesidir. Çalışmamızda, T.C Sağlık Bakanlığı Sakarya İl Sağlık Müdürlüğü Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisinde triyaj sonrası yeşil alanda kabul edilen hastalara ve hekimlerine uygulanan anketten elde edilen veriler değerlendirilmiştir.Materyal ve Metot: Acil servis yeşil alanda değerlendirilen hastalara, sosyodemografik özellikleri ve aciliyet durumlarını belirlemek için sorulan soruların yanı sıra hastaları değerlendiren acil servis hekimine de sorduğumuz sorularla birlikte toplam 22 soruluk bir anket yapılmıştır.Bulgular: Toplam 273 katılımcının 130’u (%47,6) erkek, 143’ü (%52,4) kadındır. Hastaların acil servise başvuru durumları incelendiğinde hastaların büyük çoğunluğunun başvurularının uygunsuz olduğu tespit edilmiştir. Hastaların şikâyetlerinin en sık sindirim sistemini, en az ise psikiyatrik şikâyetlerden oluştuğu ve katılımcılar hastalandıklarında aile sağlığı merkezleri ve hastane polikliniklerinden daha çok hastane acil servislerine gitmeyi tercih ettikleri belirlendi. Başvuru nedenleri incelendiğinde, en fazla “sağlık durumlarından endişe duymaları sebebiyle polikliniklerde sıra beklemeden muayene olmak istemeleri amacıyla acil servise geldikleri tespit edildi.Sonuç: Çalışmamızdaki veriler acil servislere başvuruların uygunsuz olduğunu göstermektedir. Hastaların aciliyet algılarının büyük ölçüde yanlış olduğu ve acil servise yapılan başvurunun en sık nedeninin hastaların sağlık durumlarıyla ilgili duydukları endişeden dolayı hastane kısa süre içerisinde muayene olmak istemelerinin yer aldığı görülmüştür.

The evaluation of serum uric acid levels in the ischemic stroke subtypes
Özden Kamışlı, Sinan Gönüllü, Suat Kamışlı, Yüksel Kaplan +1 more
2013· Türk beyin damar hastalıkları dergisi/Türk beyin damar hastalıkları dergisi2doi:10.5505/tbdhd.2013.52724

AMA: rik asit prin metabolizmasnn son rn olup,

Evde Bakım Birimince Takip Edilen Hastaların Bakımlarından Sorumlu Kişilerde Depresyon
Serkan TOKER, Arzu Ayraler, Rahime Özgür
2019· Online Türk Sağlık Bilimleri Dergisi2doi:10.26453/otjhs.479718

Evde bakım hastalarının bakıcılarında en sık gözlenen ruhsal bozukluklardan biri de depresyondur. Bu çalışma, Evde bakım hastalarına bakım verenlerin depresyon sıklığını belirlemek ve sosyodemografik değişkenlerle depresyon sıklığı arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. 1 Nisan 2009- 1 Mayıs 2013 tarihleri arasında; Gazi Osman Paşa Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi Evde sağlık polikliniğinden hizmet alan 230 hastanın 140 bakıcısına ulaşılmıştır. Sosyodemografik özelliklerin yer aldığı veri formu ile depresif belirti düzeyini değerlendirebilmek için Beck Depresyon Ölçeği kullanılmıştır. Bakım veren kişilerin yaş ortalaması 45,43±12,62 idi. Hastalara bakım veren kişileri Beck Depresyon ölçeği ile incelendiğinde; 4-60 arasında değişmekte olup, ortalaması 28,01 ±15,45’dir ve %72,1’inde depresyon riskinin var olduğu görülmüştür. Kadın bakıcılarda depresyon riski erkeklere göre daha yüksektir. Bakım verenlerin bakım aktivitelerini yürütürken psikolojik, ekonomik ve aile içi ilişkilerde güçlük yaşadığı, günlük yaşam aktivitelerinin olumsuz etkilendiği ve dolayısıyla depresyon ve benzeri durumlarla yaşam kalitelerinin bozulduğu saptanmıştır.

Cluster-like headache associated with vertebrobasilar dolichoectasia
Yüksel Kaplan, Özden Kamışlı, Sibel Altınayar
2014· Türk beyin damar hastalıkları dergisi/Türk beyin damar hastalıkları dergisi2doi:10.5505/tbdhd.2014.93064

Vertebrobaziler dolikoektazi (VBD), basiler ve vertebral arterlerin tortiz, dilatasyon ve belirgin genilemesiyle karakterizedir. VBD'nin etyolojisi bilinmemektedir. VBD, asemptomatik olabildii gibi arka sisteme ait inme, intrakraniyal kanama, beyin sap bassna ait bulgular, kraniyal sinir felleri ve obstruktif hidrosefaliye neden olabilmektedir

The Effect of Breastfeeding Education Given to Mothers in the Accompanying Mother Unit on the Attitude and Knowledge of Feeding
Gülşah KÖS AKSİN, Burcu Kayhan Tetik
2021· Turkish Journal of Family Medicine & Primary Care2doi:10.21763/tjfmpc.883156

Background: In this study, we examined the breastfeeding attitudes of mothers whose babies are in intensive care unit and the change of thought, after breastfeeding training given to mothers during they were staying as accompanying mothers. Methods: This study was conducted on the mothers whose babies were hospitalized in the neonatal intensive care unit between May and July 2019. Before the training entitled “The Importance of Breastmilk and Breastfeeding” was given to mothers during their babies were intensive care unit, a face-to-face interview questionnaire and the IOWA Infant Feeding Attitude Scale (IIFAS) were applied. After the training, IIFAS was applied to the mothers again. Results: A total of 51 mothers participated in our study. The mean age of the mothers was 27.77 ± 5.8 years. The mean IIFAS score of the mothers was 66.35 ± 5.11 before the training and 74.5 ± 5.55 after the training. While only 15 (31.3%) of the mothers had an intention of breastfeeding before the training, 40 mothers (83.3%) had an intention of breastfeeding, after the training. We observed a significant increase in the mean IIFAS score after the training. Conclusion: When we compare the attitudes of mothers, regarding breastfeeding their babies before and after breastfeeding training, it was observed that the trainings positively affected their attitudes. Growing healthy generations can only be achieved by feeding with breast milk and increasing the rate of breastfeeding can be achieved by increasing the awareness in the society.

Malahit Cevherinin Perklorik Asit Çözeltilerindeki Çözünürlüğünün İncelenmesi
Nizamettin Demirkıran
2017· Çukurova Üniversitesi Mühendislik-Mimarlık Fakültesi Dergisi1doi:10.21605/cukurovaummfd.357264

Hidrometalurji sulu çözeltilerde kimyasal reaksiyonlar vasıtasıyla metal, metal tuzları ve bileşiklerinin üretimini kapsar. Oksitli bakır cevherlerindeki bakır, hidrometalurjik yöntemler yardımıyla kazanılabilir. Sözü edilen metodun ilk aşaması katı-sıvı kütle transferini içeren liç prosesidir. Bu proseste katı cevher uygun bir çözücü ile çözündürülür ve metal değerler çözelti ortamına transfer edilir. Mevcut çalışmada, oksitli bir bakır cevheri olan malahitin sulu perklorik asit çözeltilerindeki çözünürlüğü incelenmiştir. Malahit cevherindeki bakır, çinko ve demirin çözünme davranışı belirlenmiştir. Cevherdeki bakırın çözünürlüğü üzerine asit derişimi, reaksiyon sıcaklığı, ortalama katı tanecik boyutu, katı/sıvı oranı ve karıştırma hızının etkileri araştırılmıştır. Bütün deneysel parametrelerin bakırın çözünmesi üzerinde önemli bir etkiye sahip oldukları gözlenmiştir. Asit derişimi, reaksiyon sıcaklığı ve karıştırma hızının artmasıyla, katı/sıvı oranı ve katı tanecik boyutunun ise azalmasıyla cevherdeki bakır liçinin arttığı tespit edilmiştir. Cevherdeki demirin çözünürlüğünün asit derişiminden oldukça etkilendiği gözlenmiştir. Reaksiyon koşullarının kontrol edilmesiyle çözelti ortamına geçen bakır miktarının yüksek, demir miktarının ise düşük seviyelerde tutulabileceği belirlenmiştir. Liç prosesi ile ilgili kinetik analiz yapılmış ve reaksiyon hızının karışık kinetik kontrollü modele uyduğu belirlenmiştir. Liç prosesinin aktivasyon enerjisi 30,94 kJ/mol olarak hesaplanmıştır.

The prevalence of anxiety, depression, insomnia, and post-traumatic stress disorders symptoms among healthcare workers after the COVID-19 vaccinations
Mustafa Kürşat Şahin, Servet Aker, Gülay Şahin, Ömer Böke
2024· Konuralp Tıp Dergisi1doi:10.18521/ktd.1319749

Objective: The purpose of this study was to determine the frequencies of depression, anxiety, insomnia, and post-traumatic stress disorder (PTSD) symtoms among HCWs in Turkey after the COVID-19 vaccinations and to evaluate the associated factors. Method: A cross-sectional online survey was conducted in Turkey between November and December 2021. We used a demographic data form, COVID-19 vaccination status, the Patient Health Questionnaire-9, General Anxiety Disorder-7, the Insomnia Severity Index, and the National Stressful Events Survey post-traumatic stress disorder (PTSD) Short Scale. Results: A total of 1013 HCWs participated in the study. Women constituted 68.5% of the participants, 65.4% were physicians, 32.5% had histories of COVID-19, and 98.0% had received at least one dose of the COVID-19 vaccine. Depressive symptoms were exhibited by 50.3% of the HCWs, while 35.7% exhibited anxiety, 44.6% insomnia, and 12.0% PTSD symptoms. Nurses reported significantly greater depression (p

The Rate of Insulin Nonpersistence Among Patients with Type II Diabetes Who Were First Started on Insulin Treatment
Tülay Karabayraktar, B. Tekin, Sakin Tekin, Mehmet Sargın
2017· Turkiye Klinikleri Journal of Medical Sciences1doi:10.5336/medsci.2017-55949

Amaç: Çalışmamızın amacı ilk kez insülin tedavisi başlanan standart insülin tedavi eğitimi alan diyabetik hastaların insülin bırakma oranlarını ve tedavi uyumsuzluğunun sebeplerini saptamaktır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya 1 Ocak 2012-1 Ocak 2013 tarihleri arasında Dr.Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi polikliniklerinde ilk kez insülin tedavisi başlanan ve diyabet eğitim odasında aynı iki diyabet hemşiresi tarafından verilen standart insülin tedavi eğitimi alan 700 tip 2 diyabetik hasta alındı. Hastalar telefon ile aranarak sosyodemografik verilerini, ek hastalıklarını, insülin tedavisini başlayan klinik, insülin kullanımlarını içeren anket uygulandı. Toplam 462 hasta/hasta yakınına ulaşıldı, 14 hastanın vefat ettiği öğrenildi. Hekim tarafından insülin tedavisi kesilen 23 hasta çalışma dışı bırakılarak, 425 hasta çalışmaya dahil edildi. Bulgular: Çalışmamızda dahil edilen 425 hastanın %50,8'i erkekti. Yaş ortalaması 57,7±11,6 yıl, diyabet süresi 6,6±6,2 yıl olarak saptandı. Diyabetik hastaların %57,6'sı bazal, %17,9'u hazır karışım, %24,5'i bazal bolus tedavisi kullanmakta idi. İnsülin tedavisini bırakma oranı %6,2 olarak bulundu. Nonparametrik korelasyon testleri ile değerlendirildiğinde diyabet yaşı arttıkça tedaviye devam oranının arttığı görüldü (p=0,01, r=0,12). Tedaviyi bırakma sebepleri sorgulandığında hipoglisemi, halsizlik (%26,9), iyileştiklerini düşünme (%23), enjeksiyon zorluğu (%15,3), allerji (%11,5), çevresel faktörler (%7,6) ve bağımlılık korkusu (%7,6) saptandı. Sonuç:Diyabetli hastalara insülin tedavisi başlanan merkezlerin, hastalarının insülin bırakma oranlarını ve nedenlerini saptaması ve elde edilen sonuçlara göre tedaviye uyumsuzluk nedenlerine yönelik olarak standart eğitim programlarının güncellenmesi daha çok hastanın glisemik hedeflere yaklaştırılması konusunda önemli bir adım olacaktır.

Pars Plana Vitrectomy Results in Pediatric Population in Traumatic Eyes
Mustafa Mete, Mustafa Doğan, Ahmet Yazıcı, Vedat Kaya +1 more
2011· Istanbul Medical Journaldoi:10.5505/1304.8503.2011.47965

Ama: ocukluk anda travmaya bal gelimi arka segment komplikasyonlarnn tedavisinde uygulanan pars plana vitrektomi (PPV) sonular deerlendirildi

Vareniklin ve Nikotin Bandı Kullanan Sigara İçicilerinde Nikotin Bağımlılık Skoru, Karbon monoksit Düzeyi ve Sigara Bırakma Durumu Arasındaki İlişkinin Değerlendirilmesi
Özlem Kızıltaş, Didem Yüzügüllü
2024· DergiPark (Istanbul University)

Introduction: Although it is known that smoking causes significant health problems, many people do not fully understand the harmful effects of tobacco. Smoking Cessation Polyclinics offer various supports to those who want to get rid of addiction and create personalised treatment plans. In this study, it was aimed to investigate the relationships between nicotine dependence score, carbon monoxide level and smoking cessation status in individuals who applied to the smoking cessation outpatient clinic and were deemed appropriate to use varenicline and nicotine patch.Material and Methods: In the study in which the data of the clients who applied to the Seyhan District Health Directorate Pınar Healthy Life Centre Smoking Cessation Outpatient Clinic in 2021 were retrospectively reviewed, data on the socio-demographic characteristics of the clients, the amount of cigarettes smoked, the number of years of smoking, chronic disease status information, Fagerström nicotine dependence test scores and carbon monoxide measurements and smoking cessation status were collected by file scanning. 310 individuals who used varenicline and nicotine patch as treatment were included in the study. The study data were analysed with SPSS 22.0 package programme.Results: Of the 310 clients who participated in the study, 169 (%54.5) were male and 141(%45.5) were female, with a mean age of was 40.8±11.4 years. While 47.4% (n=65) of the clients who were given varenicline treatment in the smoking cessation outpatient clinic quit smoking, 40.5% (n=70) of the clients who were given nicotine patches quit smoking. According to the results of the Fagerström Nicotine Dependence Test (FNBT), 5.5% were very low, 11.6% low, 10.6% moderate, 27.1% high and 45.2% very high dependent. The carbon monoxide level of those who quit smoking was lower (11.9 ppm), while the carbon monoxide level of those who did not quit smoking was higher (13.6 ppm). It was found that there was a positive and statistically significant correlation between the CO measurement value and the FNBT score (p&amp;lt;0.001); in other words, as the CO level increased, so did the level of dependence.Conclusion: Factors such as addiction score and carbon monoxide level had an effect on the success of smoking cessation. However, no significant relationship was found between variables such as treatment regime, age, body mass index, pack/year and smoking cessation status. It is recommended to develop strategies for monitoring CO level and increasing individual motivation in smoking cessation outpatient clinics, and to develop more effective prevention and intervention methods by considering the effects of environmental risk factors on addiction.

ZAMONAVIY KONTRATSEPSIYA USULLARI, AFZALLIKLARI, KAMCHILIKLARI.
Samarova Munira
2025· Zenodo (CERN European Organization for Nuclear Research)doi:10.5281/zenodo.17976056

Zamonaviy kontratsepsiya usullari ayollar va erkaklar sog‘ligini saqlash, homiladorlikdan samarali himoyalanish hamda reproduktiv rejalashtirishda muhim rol o‘ynaydi. Ushbu usullar orasida gormonal preparatlar (og‘iz tabletkalari, plastrlari, implantlar), intrauterin qurilmalar (spiral), prezervativlar, homiladorlikdan oldingi va postkoital vositalar, shuningdek, tabiiy usullar mavjud. Har bir usulning afzalliklari va kamchiliklari mavjud bo‘lib, tanlov shaxsiy ehtiyoj, sog‘liq holati va hayot tarziga bog‘liq. Masalan, gormonal usullar yuqori samaradorlikka ega, ammo ba’zi hollarda yon ta’sirlar paydo bo‘lishi mumkin. Prezervativlar esa yuqumli kasalliklardan himoya qiladi, lekin homiladorlikdan himoya darajasi gormonal usullarga nisbatan pastroq. Tabiiy usullar xavfsiz bo‘lishi bilan birga, ehtiyotkorlik talab qiladi. Zamonaviy kontratsepsiya vositalarini tanlashda shifokor bilan maslahatlashish va individual tavsiyalarni hisobga olish zarur. Ushbu usullarning o‘rganilishi reproduktiv salomatlikni yaxshilash va homiladorlikni rejalashtirishda muhim ahamiyat kasb etadi.

Content Analysis of COVID-19 Vaccines-Related News in Digital Media Immediately before the Vaccination Process
Elif Köse, Gürkan MURATDAĞI, Hasan Çetin Ekerbiçer, Nazlıcan ÇELİK +4 more
2022· Online Türk Sağlık Bilimleri Dergisidoi:10.26453/otjhs.963372

Objective: In this study aimed to evaluate the content of vaccine-related news in the digital news environment.Materials and Methods: The data of this descriptive study were collected retrospectively by examining the news with the words "COVID-19" and "vaccine" published on the websites of the three most visited newspapers (Sabah, Hürriyet, Milliyet) and three news sites (habertürk.com, haberler.com, haber7.com) between the dates of 14.11.2020-14.12.2020 before the vaccination administrations started in Turkey.Results: In 64.9% of 1296 news, source of the information in the news was specified. In 98.5% of the news, the content of the vaccine, in 74.3% of the news, the method, and scope of the vaccine, in 58.7% of the news, the current phase of the vaccine study, in 89.3% of the news, the age range of the vaccination study, in 65.6 % of the news, how often the vaccine produces immunity and in 82.9% of the news, the dose ranges of the vaccine were not mentioned.Conclusion: It is an essential responsibility for the media to provide expert opinions more frequently in their news and to convey scientific information to their readers in the fight against the COVID-19 pandemic.

O`ZBEKISTON RESPUBLIKASI OLIY TA`LIM TIZIMIGA KREDIT-MODUL TIZIMINING KIRISHI UNDAGI MUAMMOLAR VA UNGA YECHIMLAR
Olimjonovich, Mashrapov Qaxramon, Haydarova Maftuna Murodilla qizi
2022· Zenodo (CERN European Organization for Nuclear Research)doi:10.5281/zenodo.5845842

<strong> Annotatsiya. </strong>Ushbu ilmiy maqolada kredit-modul tizimining kelib chiqishi, tamoyillari, bu tizimni O`zbekiston Respublikasi oliy ta`lim muassasalarida joriy qilinishi, joriy qilish jarayonidagi muammolar va muammolarni bartaraf etishga takliflar berib o`tilgan. <strong> Anatatsion. </strong>This scientific article presents the origin and principles of the credit-module system, the introduction of this system in higher education institutions of the Republic of Uzbekistan, the problems and problems in the implementation process. Bugungi kunda O`zbekiston Respublikasi oliy ta`lim tizimida deyarli barchasining o`quv jarayoni 2021-2022 o`quv yilidan kredit-modul tizimiga o`tkazildi. Bu jarayonning dastlabki qadami 2019 yil 8 oktyabr PF-5847 sonli O‘zbekiston Respublikasi Prezidentining “O‘zbekiston Respublikasi Oliy ta’lim tizimini 2030 yilgacha rivojlantirish Konsepsiyasini tasdiqlash to‘g‘risida”gi farmoniga muvofiq, oliy ta’lim muassasalarida o‘quv jarayonini bosqichma-bosqich kredit-modul tizimiga o‘tkazish, xalqaro tajribalardan kelib chiqib, oliy ta’limning ilg‘or standartlarini joriy etish, o‘quv dasturlarida nazariy bilim olishga yo`naltirilgan ta’limdan amaliy ko‘nikmalarni shakillantirishga yo`naltirilgan ta’lim tizimiga bosqichma-bosqich o‘tish, oliy ta’lim mazmunini sifat jihatidan yangi bosqichga ko`tarish. Kadrlar tayyorlashni tashkil etishni yanada takomillashtirish uchun respublikamiz va xorijiy mamlakatlarning oliy o'quv yurtlarining ilg'or tajribalarini hisobga olgan holda, kasbiy munosabatning munosib darajasini ta'minlash, ularning dunyoqarashini va bilimini kengaytirish, o'z-o'zini o'qishga rag'batlantirishi uchun shart-sharoit yaratishdan iboratligi takidlab o`tilgan[1]. Bu qabul qilingan farmondan so`ng O`zbekiston Respublikasi oliy ta`lim tizimini bosqichma-bosqich kredit-modul tizimiga o`tkazish ishlari amalga oshirilmoqda. Vazirlar Mahkamasining 2020 yil 31 dekabrda qabul qilingan “Oliy ta’lim muassasalarida ta’lim jarayonini tashkil etish bilan bog‘liq tizimni takomillashtirish chora-tadbirlari to‘g‘risida”gi[2] qaroridan so`ng O`zbekiston Respublikasi oliy ta`lim tizimida o`quv jarayonini kredit-modul tizimiga o`tkazish bo`yicha katta jarayon boshlandi. Dastlab 2020-2021 o`quv yilidan 2tadan 33tagacha bo`lgan oliy ta`lim muassasalari kredit-modul tizimiga o`tkazildi. Oliy ta`lim muassasalarining kredit-modul tizimiga o`tkazishdan maqsad xalqaro e’tirof etilgan tashkilotlar (Quacquarelli Symonds World University Rankings, Times Nigher Education yoki Academic Ranking of World Universities) reytingining birinchi 1000ta va 500ta o‘rindagi oliy ta’lim muassasalari ro‘yxatiga kiritish va O`zbekiston Respublikasini Bolonya dekloratsiyasiga a`zo bo`lishini ta`minlash. [1] 2019 yil 8 oktyabr PF-5847 sonli O‘zbekiston Respublikasi Prezidentining “O‘zbekiston Respublikasi Oliy ta’lim tizimini 2030 yilgacha rivojlantirish Konsepsiyasini tasdiqlash to‘g‘risida”gi farmoni [2] Vazirlar Mahkamasining 2020 yil 31 dekabrda qabul qilingan “Oliy ta’lim muassasalarida ta’lim jarayonini tashkil etish bilan bog‘liq tizimni takomillashtirish chora-tadbirlari to‘g‘risida”gi qarori